Dünyadaki Açlıkla İlgili Ortaya Atılan Bahaneler | Hit : 190
Dünyadaki Açlıkla İlgili Ortaya Atılan Bahaneler
Dünyadaki Açlıkla İlgili Ortaya Atılan Bahaneler
1. Dünyada Yeterince Besin Yok… Gerçek:
Bolluk, dünyanın besin varlığını en iyi tanımlayan kelimedir. Dünyadaki
her bireye günde 3500 kalorilik enerji sağlayacak kadar pirinç, buğday
ve çeşitli tahıllar üretilmektedir. Diğer birçok besin (sebzeler,
fasulye türleri, kabuklu yiyecekler, kökü tüketilen bitkiler, meyveler,
et ürünleri ve balık) yukarıdaki hesaplamaya katılmamıştır. Dünyadaki
her bireyi şişmanlatacak kadar- birey başına yaklaşık olarak günde 2
kg- yiyecek üretilir: 1kg tahıl, fasulye ve kabuklu yiyecek; 500 gr
civarında sebze ve meyve; bir diğer 500 gr et ürünleri, süt ürünleri ve
yumurta. Hatta kıtlığın en çok yaşandığı ülkelerde bile her bir fert
için gerekli günlük besin üretilir. Bu ülkelerden birçoğu gıda ve diğer
tarımsal ürünler yönüyle ihracatçı konumundadır.
2. Doğal Kaynaklar Kıtlığa Sebebiyet Vermektedir… Gerçek:
Doğal kaynakları suçlu ilan etmek kolaycılığa kaçmaktır. İnsanoğlunun
kendi gücü, insanlığı tabiattaki değişikliklere karşı korunaksız
bırakmaktadır. Satın alma gücü olanlar için yiyecek her zaman mevcuttur
– açlık sadece fakirleri vurur. Asya, Afrika veya başka yerlerde
milyonlar açlık felaketi ile burun buruna yaşarlar, çünkü az ama
oldukça güçlü bir gurup tarafından borç içine bırakılmış şekilde
toprağa muhtaç edilmiş ya da çok ciddi derecede az bir gelirle
hayatlarını sürdürmek zorunda bırakılmışlardır. Aynı şekilde Amerika’da
birçok evsiz kış aylarında soğuktan donarak ölür, ancak sorumluluk hava
koşullarının değildir. Gerçek suçlu herkese eşit imkan sağlamayan
ekonomi ve ekonomik verimliliği her şeyin önüne koyan toplumdur.
3. Çok Fazla İnsan Var… Gerçek:
Doğum oranında dünya çapında hızlı düşüş üçüncü dünya tabir edilen
bölgelerdeki demografik geçiş (doğum oranlarının erken ölüm oranlarına
karşılık düşüşe geçmesi) ile paralellik arz etmektedir. Hızlı nüfus
artışının dünyanın bir çok bölgesinde ciddi bir sorun oluşturmasına
karşın, hiç bir bölgede popülasyon yoğunluğu açlığın açıklaması
değildir. Her bir Bangladeş (açlık ile malul ve yoğun popülâsyona
sahip) örneği için Bolivya, Brezilya ve Nijerya gibi açlığın gıda
bolluğu ile kol kola olduğu örneklere rastlarız. Ekilebilir arazinin,
Honduras şehrinin ekilebilir tarım arazisine nazaran % 50 daha az
olmasına karşın, Kosta Rika şehrinde yaşayan bireylerin ortalama yaşam
süreleri (iyi beslenmenin bir ölçütü olarak kabul edilince) Honduras
halkından yaklaşık 11 yıl daha fazladır. Hızlı nüfus artışı açlığın
asıl sebebi değildir. Açlığın kendisi gibi o da eşitsizliğin ve mahrum
bırakılmışlığın - özelliklede fakir kadınlar açısından- bir sonucudur.
Hızlı nüfus artışı ve açlık genellikle toprak sahibi olmanın, iş
olanaklarının, sağlık hizmetlerinin, eğitimin ve emekliliğin insanların
ulaşabileceğinin çok ötesinde olduğu toplumlara hastır. Çin, Sri Lanka,
Kolombiya, Küba ve Hindistan’ın Kerala eyaleti gibi üçüncü dünya
toplumlarında nüfus artışındaki başarılı, erken ve hızlı düşüş fakir
kitlenin özelliklede fakir kadınların yaşam şartlarının
geliştirilmesinin nüfus artış hızının kesilmesi için bir zorunluluk
olduğunu ispatlamıştır.
4. Ya Çevre Ya Besin…
Gerçek:
Besin üretme kaynaklarımızı engelleyecek bir çevresel kriz için
endişelenebiliriz, ancak dünyanın besin ihtiyacı ile çevre arasında bir
tercih yapmak zorunda değiliz. Dünyada açlığı ortadan kaldırma çabaları
çevresel krizlere yol açmamaktadır. Orman yıkımlarının asıl sorumlusu
gelişmiş ülkelerdeki kar sağlama amacı ön planda olan dev şirketlerdir.
Üçüncü dünya ülkelerinde kullanılan pestisidlerin (böcek zehiri) büyük
çoğunluğu açlığa çözüm olacak ürünlerden ziyade ihraç edilen ürünler
için kullanılmaktadır. Buna ilaveten ABD de kullanılan pestisidlerin
büyük çoğunluğu da lekesiz ürünler üretme ve kozmetik (bitkinin
görünüşüne hitap eder) amaçlıdır; besin kalitesini geliştirmeye dönük
değildir.
Ancak bunun içini bile alternatifler vardır ve birçoğu uygulanabilir
düzeydedir. ABD’de organik tarım yapan çiftçiler alternatif tarımın
fizibilitesi için iyi bir örnektirler. Küba’nın son yıllardaki kendi
kendine yetebilir, sürdürülebilir ve hemen hemen tamamı ile pestisidsiz
tarımsal ürünler üretme başarısı ise verilebilecek bir diğer güzel
örnektir. Gerçekte çevreye zararı olmayan tarımsal alternatifler cevre
üzerinde yıkıcı etkiye sahip olanlara nazaran üretimde çok daha
başarılıdırlar.
5. Büyük Çiftliklere İhtiyaç Vardır… Gerçek:
Çoğunlukla en verimli toprakların sahipleri, toprağın büyük bir kısmını
atıl halde bırakmaktadırlar. Adil olmayan toprak reformu tarım
arazilerini en etkisiz üreticilerin eline bırakır. Buna karşılık küçük
çiftçiler tipik olarak hektar başına 4–5 kat daha fazla ürün elde
ederler zira ellerindeki toprağı daha yoğun kullanmakla birlikte, daha
bütüncül ve çoğunlukla çok daha sürdürülebilir üretim sistemlerine
başvururlar. Toprağı uzun sure kullanma güvencesinin eksikliği ile
üçüncü dünya ülkelerinde tarla kiracısı konumundaki birçok çiftçi,
toprağın gelişimi için yatırımda bulunmak, ekin rotasyonu veya nadasa
bırakmak gibi toprağın kalitesini arttıracak durumlardan uzaktırlar.
Gelecekteki gıda üretimi daha bugünden baltalanmaktadır. Kapsamlı bir
toprak reformunun Japonya’dan Tayvan’a oradan da Zimbabwe’ye değin
değişik ülkelerde, üretimi belirgin bir şekilde arttırdığı tecrübe
edilmiştir. Bunun yanında, Dünya Bankasının yaptığı bir çalışma
Kuzeydoğu Brezilya’da küçük holdinglere dağıtılacak toprakların üretimi
% 80 oranında arttırabileceğini hesaplamıştır.
Selahattin Dönmez